NATO Neden Terör Örgütüdür?

Kurulduğu günden bu yana emperyalist devletlerin ekonomik ve siyasi çıkarlarını korumanın, halkların iradesini bastırmanın ve dünya üzerinde savaş politikalarını hayata geçirmenin en büyük aracı olan NATO, kendini “barış”, “güvenlik” ve “kolektif savunma” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışan emperyalist bir askerî ittifaktır.
Bugün Yugoslavya’dan Afganistan’a, Libya’dan Orta Doğu’ya uzanan katliamlar zinciri, NATO’nun hiçbir zaman halkların güvenliğini savunmadığı; aksine emperyalist devletlerin çıkarlarını korumak için savaş, işgal ve yıkımı örgütlediği aşikârdır.
1949 yılında, II. Dünya Savaşı’nın ardından sosyalist bloğun yükselişine karşı kurulan NATO, hiçbir zaman yalnızca üye ülkelerin savunulmasını amaçlayan bir ittifak olmadı. Emperyalist devletlerin başını çeken ABD öncülüğünde şekillenen bu askerî blok, daha kuruluşundan itibaren dünya halklarının bağımsızlık mücadelelerini bastırmayı, sosyalizmin etkisini zor kullanarak sınırlandırmayı ve emperyalist sistemin siyasal ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almayı temel misyon edindi.
Soğuk Savaş boyunca izlediği politikalar ve sonrasında üstlendiği rol, NATO’nun “savunma” söyleminin ötesinde küresel güç dengelerini emperyalist devletler lehine şekillendiren bir araç olarak işlediğini ortaya koymaktadır.
Bu terör örgütünün kuruluşundan yalnızca 1 yıl sonra başlattığı Kore Savaşı, NATO’nun yalnızca askerî bir ittifak değil, ABD emperyalizminin küresel çıkarlarını koruyan bir savaş aygıtı olduğunu göstermiştir. “Komünizm tehdidi” söylemiyle meşrulaştırılan savaşta Kore ağır bombardımanlarla yıkıma sürüklenirken, Türkiye ve Yunanistan’ın bu savaşa asker göndermesinin ardından 1952 yılında NATO’ya kabul edilmesi, ittifakın “kolektif savunma” değil, ABD’nin jeopolitik çıkarları doğrultusunda şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
NATO üyeliği, Türkiye ve Yunanistan açısından yalnızca askerî bir ittifak anlamına gelmemiş; ABD’nin askerî üslerinin yaygınlaşması, siyasi ve istihbari etkisinin derinleşmesiyle birlikte iki ülkenin iç siyasetinde de belirleyici bir rol üstlenmesinin önünü açmıştır.
Sözde komünizm tehdidiyle ortaya çıkmış bu terör örgütü, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte dağılmak yerine daha da büyüdü; yeni üyelerle sınırlarını büyüttü ve katliamlarını artırdı.
Bu gerçeklik, NATO’nun Soğuk Savaş sonrasında yürüttüğü saldırılarla daha da görünür hâle geldi. 1999’da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin açık bir yetkilendirmesi olmaksızın, hiçbir NATO üyesinin doğrudan saldırı altında olmadığı bir süreçte Yugoslavya’nın aylarca bombalanması, “insani müdahale” söylemi altında emperyalist saldırganlığın meşrulaştırılmasının bir örneğidir.
Yugoslavya’nın ardından NATO, 2011 yılında bu kez Libya’yı hedef aldı. “Sivilleri koruma” söylemini emperyalist müdahalenin kılıfına dönüştüren NATO, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin uçuşa yasak bölge kararını rejim değişikliğinin aracı hâline getirdi. Binlerce hava sortisiyle Libya’yı bombalayan ittifak, geride parçalanmış bir ülke, derinleşen iç savaşlar, milyonlarca insanın yoksulluğa mahkûm edildiği bir düzen ve emperyalistlerin paylaşım mücadelesine açılmış bir coğrafya bıraktı.
11 Eylül saldırılarının ardından “terörle mücadele” söylemiyle başlatılan Afganistan müdahalesi, kısa sürede yirmi yıl sürecek bir işgal savaşına dönüştü. NATO, ABD öncülüğünde yürütülen bu savaşta askerî operasyonlar, hava bombardımanları ve işgal politikalarının temel aktörlerinden biri oldu.
Yirmi yıl boyunca Afganistan’a “demokrasi”, “özgürlük” ve “güvenlik” vaat eden, Irak’a “demokrasi ihracı” olarak sunduğu emperyalist işgalin sürdürülmesinde ve Orta Doğu’nun yeniden dizayn edilmesinde emperyalist blok, geride yüz binlerce ölüm, milyonlarca yerinden edilmiş insan, yıkılmış kentler ve derinleşen bir yoksulluk bıraktı.
Her işgal “terörle mücadele”, her bombardıman “barış operasyonu”, her katliam ise “demokrasi ihracı” adıyla meşrulaştırılmaya çalışıldı. Ancak geriye kalan; yıkılmış kentler, yerinden edilmiş milyonlar, katledilen halklar ve emperyalist tekellerin çıkarları uğruna kana bulanan coğrafyalar oldu.
NATO’nun Kadro Havuzu: Üniversiteler
Bu terör örgütü, ihtiyacı olan insan kaynağını üniversitelerde yetiştirmeye; özellikle teknik üniversiteleri, bilimin ve mühendisliğin halkın ihtiyaçları için üretildiği kurumlar olmaktan çıkartarak savaş makinesi NATO’nun laboratuvarı hâline getirmeye çalışıyor.
TUSAŞ, ASELSAN, Baykar, ROKETSAN gibi şirketler başta olmak üzere savaş sanayisi şirketlerinin üniversitelerle kurduğu staj garantileri, iş birlikleri, burs programları, kariyer günleri adı altında öğrencileri NATO’ya asker yetiştirmeyi amaçlayan politikalarıyla, öğrencilerin yönelebileceği alanları kısıtlayarak savaş sanayisine yönlendirmeyi ve buralarda gençlerin emeğini Filistin’de, İran’da, Suriye’de emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda halklara doğrultulan silah hâline getirilmektedirler.
Halkın vergileriyle ayakta duran üniversiteler, dünyaya katliam saçan şirketlerin insan kaynağı deposu değil; toplumun ihtiyaçlarına bilim üreten, halkın yararını önceleyen özerk-demokratik bilim yuvaları olmalıdır.
NATO’ya Karşı Anti-Emperyalist Gençlik Mücadelesi
NATO’yu yalnızca bir askerî ittifak olarak değerlendirmek mümkün değildir. NATO; savaşları meşrulaştıran, ülkelerin egemenliğine müdahale eden, halkların iradesini katliamlarla, darbelerle bastıran ve emperyalist çıkarlar uğruna milyonlarca insanın yaşamını hiçe sayan bir yapıdır. Kore’den Yugoslavya’ya, Afganistan’dan tüm Orta Doğu’ya uzanan katliamlar zinciri, bu yapının emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet etmek için bulunan bir terör örgütü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu nedenle terör örgütü NATO’ya karşı mücadele, yalnızca belirli bir askerî ittifaka, savaş uçaklarına, bombalara ve askerî üslere karşı çıkmakla sınırlı değildir; savaşlardan, işgallerden ve sömürüden beslenen emperyalist düzene karşı verilen mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı zamanda üniversitelerin savaş sanayisinin arka bahçesine dönüştürülmesine, gençliğin emeğinin ve geleceğinin terör örgütü NATO’nun hizmetine sunulmasına ve bilimin emperyalist çıkarlar doğrultusunda kullanılmasına karşı mücadeledir.



